Çıkış / Exit

İşleminiz Yapılıyor.
 
 
 
 
 
 
 
 
English

Manisa’dan kimler geldi kimler geçti.. Taht uğruna Manisa sarayında doğan nice şehzade bir gül goncası dahi olamadan soldurulup giderken geride Niobe gibi acıdan taşlaşmış analar vardı. Yunan baştan aşağı Manisa’yı yakıp yıkıp öldürürken, bebeleri ana karnında katlederken, İstiklâl Savaşına gidip de dönmeyen nice evlâtların ardından geriye ne analar kaldı acıdan tunçlaşmış. Acılarını susup uzaklara bakarak, sorulduğunda “Vatan sağolsun” diyerek, tütün kırıp üzüm şırası çiğneyerek yüreklerine bastılar. Hititliler, Lidyalılar, Persler’den sonra bölgede Bergama Krallığı kuruldu.

Manisa ve yöresinin tarih öncesi ile ilgili ilk bilgi, Salihli Sindel Köyü'nde bulunan Paleolitik Çağ'a (Yontma Taş Devri) ait fosil ayak izleri yörede insan topluluklarının yaşadığıni kanıtlayan ve yaklaşık 26.000 yıl öncesine tarihlenen buluntulardır. Kırkağaç Yortan Köyü'nde bulunan mezarlar ise, farklı bir mezar kültürü olan Tunç Devri'ne aittir.

Hermessos ve Kaikos ya da bugünkü adıyla Gediz ve Bakırçay vadilerinde kurulmuş olan Tantalis (Manisa) ve Thyateira (Akhisar) bölgede bilinen ilk yerleşimlerdir. Manisa'nın, Yunanistan'ın Teselya Bölgesi'ndeki Pelion Dağı civarından göç eden Magnetler tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir.

Bölge M.Ö. 1450-1200 yıllarında Hititlerin etkisinde kalmıştır. Kybele bereket tanrıçası kabartması yöredeki Hitit varlığın göstermektedir. M.Ö. 1200'lerde ise Lidyalılar gelmiş ve Kızılırmak'a kadar bütün Batı Anadolu'ya egemen olmuşlardır. Tarihte, devlet güvencesinde ilk parayı basan Lidya Krallığı'nın başkenti bugünkü Sardes (Sart) şehriydi. Paktalos (Sart) Çayı'ndan çıkarılan altın madeni ile ünlüydü. Lidya Krallığı gücü ve zenginliğiyle ünlü son Kral Krezüs'ün adıyla özdeşleşmiştir. Ancak M.Ö. 546 yılında Persler tarafından yıkılmıştır. İrili ufaklı çok sayıda tümülüsün yer aldığı Bintepeler Mevkii bu devri simgeleyen eserleri barındırmaktadır.

Bölge; M.Ö. 546 yılından M.Ö. 334 yılına kadar Pers egemenliğinde kalmıştır. Sardes bu dönemde de önemli bir ticaret merkezidir. M.Ö. 334'de Trakya üzerinden Anadolu'ya geçen Büyük İskender, Pers ordularını yenerek Suriye'ye doğru ilerlemiş ve Pers egemenliğine son vermiştir. Büyük İskender'in M.Ö. 323 yılında ölümünden sonra satraplıkların birbirleriyle mücadelesi M.Ö. 301 yılında İskender İmparatorluğu'nun sonunu getirmiştir.Bu döneme ait en önemli eser Sardes Örenyeri'ndeki Artemis Tapınağı'dır. Daha sonra Bölge Bergama Krallığı'nın egemenliğine girmiştir. Bölgenin önemli kentlerinden Philadelphia'ya (Alaşehir) ismini dönemin krallarından II. Attalos Philadelphos vermiştir. Bergama Krallığı III. Attalos'un ölümünden sonra (M.Ö. 133), vasiyeti üzerine Roma İmparatorluğu'nun yönetimine devredilmiştir. M.S. 17 yılında meydana gelen büyük depremde bölgedeki Magnesia, Thyateira, Philadelphia ve Sardes gibi bütün yerleşimler büyük ölçüde yıkılmışsa da İmparator Tiberius'un katkılarıyla yeniden inşa edilmiştir. M.S 395 yılında Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içinde kalan Manisa, 1313 yılının 25-26 Ekim tarihlerindeki Regaip Kandili gecesi Saruhanbey komutasındaki askerler tarafından fethedilmiş ve Saruhanoğullarının merkezi olmuştur.

Ulu Cami ve Medresesi, Mevlevihane ve Çukur Hamam Saruhanoğullarından günümüze kalanlardır. 1392 yılında Yıldırım Beyazıd tarafından Osmanlı topraklarına katılan şehir Ankara Savaşı sonrası iade edilmiş, Çelebi Mehmet 1412 tarihinde geri almıştır. Artık Manisa, Saruhan Sancağı adı altında Osmanlı Devletine padişah yetiştiren bir şehzadeler şehridir. II. Murat, Fatih Sulatn Mehmet, Kanunu Sultan Süleyman, II. Selim, III. Murat, III. Mehmet ve I. Mustafa gibi daha sonra Osmanlı tahtına oturmuş padişahların da içinde olduğu 16 şehzade Manisa’da sancakbeyliği yaptı. Kolay değildi sancakbeyi olmak. Saruhan eyaleti minyatür bir Osmanlı Devleti gibi düşünülüyor, şehzadeler lalaları ve hocaları tarafından bir padişah olarak yetiştiriliyordu. Şehzadeye hem devlet hem başkent görevi yapan Saruhan Eyaleti işte bu dönemde en büyük kısmetlerini doğal olarak alıyordu. Hanlar, hamamlar, kervansaraylar, camiler, medreseler, imarhaneler, bimarhaneler, aşevleri, yetimhaneler, sıbyan mektepleri ile hem şehzade tarafından hem de şehzadenin annesi veya diğer yakınları tarafından donatılıyordu. Sarayların, köşklerin, konakların, çeşmelerin, arastaların içinden Manisa her sabah yeniden doğuyordu.

1300 lü yıllarda bölgeye gelen İbn Batuta bağların, bahçelerin, akarsuların, Spil dağının güzelliklerini anlata anlata bitiremez. Nasıl anlatmasın ki; devir, ağaçlara elden geldiğince zarar vermeden yer açılıp 2 katlı, şahnişli ev, konak yapma zamanı idi. Önemli olan gölgeli kocaman ağaçları olan bahçenin büyük olması içinde şıkır şıkır suların akması idi. Şimdiki gibi, elde çam fidanı apartımanlar arasında yarım metrekare yer bulsam da dikebilsem diye aranma zamanı değildi. İbn Batuta Magnesia (o zaman ki adı)’ya geldiği zaman Saruhan Beyliği zamanıdır. Saruhan Bey’in bayram arefesinde, bir kaç ay önce ölen oğlunun türbesinde eşi ile sabahladığını anlatır ve devam eder: “Çocuğun cesedi tahnit edilerek kalaylı demir kaplı tahta bir tabut içine konmuş ve cesetten çıkan kokunun kaybolması için çatısı örtülmemiş bir kubbeye asılmıştı. Bir süre sonra çatı örülecek, tabut yere indirilerek ortaya konacak, üstüne de ölenin elbiseleri örtülecekti. Birçok hükümdar için böyle yapıldığını daha önce de görmüştüm.” Arap seyyah İbn Batuta’nın gördüğü eski bir Türk geleneği idi. Hatta Mevlâna ve ilk Osmanlı padişâhları hep böyle gömülmüştü.

Üstâdımız Evliya Çelebi ise Manisa’yı bize şöyle anlatır: “Sihirli Kale’nin bulunduğu puslu dağın eteğinde doğudan batıya doğru tıpkı Bursa şehri gibi kurulmuş müzeyyen bir şehirdir. 6660 kadar güzel evlerden meydana gelmiş tamamı 60 mahalledir. Baştan başa saraylarla süslü şehir, temiz, iki katlı, kiremit çatılı evleri ile çok hoştur. Bunlar birbiri üzerine kale dağına yapılmış haneler olup yüzleri baştan başa balkon ve pencere ile kaplıdır. Bu evler kuzey taraftaki ovada akan Gediz nehrine bakar. Bu ova bağ ve bostanlarla ve reyhan, gül gülistan mamur köylerle dolu, bol mahsul veren münbit bir ovadır. Evlerin pencerelerinden bu ova seyredilirken insan hayat bulur. Bu şehirde sultanların, vezirlerin ve mühim şahsiyetlerin yaptırdıkları camilerle beraber tam beş yüz mabed vardır. Şehrin doğu cihetinde yüksek bir mesirede bir büyük Hazreti Mevlâna tekkesi vardır. Fevkalade ferah bir mevlevihanedir. Semahanesi ve birçok fukara odaları ile mamurdur. Eski zamanlarda kilise imiş. Suyu ve havası lâtif, cennet bahçesi gibi güzel, dervişlerin oturduğu bir yerdir. Şehrin her tarafı buradan görülür. Kalealtı pazarı meydanında altlı ve üstlü ferah ve havadar kahvehaneler vardır. Herbirinin fıskiyeli şadırvanları, havuzları olan süslü kahvehanelerdir. Burada vilâyetin bütün ileri gelenleri ve okumuş kişileri birbirleri ile tanışıp çay içerler. Her birinde dört mahfil yapılmış olup, birinde saz çalıp şarkı söyleyenler, birinde raks eden güzeller, birinde kıssa anlatan meddahlar, birinde de gazel okuyan şairler vardır. Bunlar işte böyle ilim irfan yuvası kahvelerdir. Fakat Karaköy’deki kahve Kalealtı kahvelerinden daha güzeldir. Bunun dünya üzerinde emsali yoktur. Bu eşi bulunmaz kahve, cennet gibi olup kuş kafesleri ile süslüdür. Vilâyet ahalisinin ekserisi kanaat sahibi, sanaat sahibi, ibadet sahibi olup, dostluğa kıymet verirler. Halk kazancını ekseriya el tezgâhlarında Manisa Alalacası isimli kumaş dokuyarak temin eder.

Üstâdın anlattığı Manisa ile bugünkü Manisa arasında Spil dağı kadar fark var. Şehrin içindeki şu bir avuç yeşil ağaç da Türkiye’de efsane olmuş Manisa Tarzanı' nın eseri...

Manisa Tarihi

Manisa ve yöresinin tarih öncesi ile ilgili pek bilgi yoktur. Salihli Sindel Köyü'nde bulunan Paleolitik Çağ'a (Yontma Taş Devri) ait fosil ayak izleri yörede insan topluluklarının yaşadığını kanıtlayan ve yaklaşık 26.000 yıl öncesine tarihlenen buluntulardır. Kırkağaç Yortan Köyü'nde bulunan mezarlar ise, farklı bir mezar kültürü olan Tunç Devri'ne aittir. Hermessos ve Kaikos ya da bugünkü adıyla Gediz ve Bakırçay vadilerinde...

Şehzadeler Şehri Manisa

Manisa'dan kimler geldi kimler geçti.. Taht uğruna Manisa sarayında doğan nice şehzade bir gül goncası dahi olamadan soldurulup giderken geride Niobe gibi acıdan taşlaşmış analar vardı. Yunan baştan aşağı Manisa'yı yakıp yıkıp öldürürken, bebeleri ana karnında katlederken, İstiklâl Savaşına gidip de dönmeyen nice evlâtların ardından geriye ne analar kaldı acıdan tunçlaşmış. Acılarını susup uzaklara bakarak, sorulduğunda 'Vatan...

Türk Hâkimiyetinde Manisa

Malazgirt Meydan Muharebesinden önce birçok Türk beyinin maiyetindeki hareketli güçlerle Batı Anadolunun içlerine kadar akınlar yaptıkları, Malazgirt zaferinden sonra ise, Selçuklu otoritesi altında Anadolunun en ücra köşelerine kadar yayılıp şehir ve kasabaları ele geçirdikleri tarihçilerin genel kabulüdür. 1300 senelerine doğru, Batı Anadolu'da Bizans hâkimiyetinde olup müstahkem kale ve surlara sahip bulunan ve sırf bu sebeple Türkmen...

Osmanlı Asırlarında Manisa'nın Siyasi Durumu

Osmanlı Devleti, mülki ve askeri bakımdan Anadolu ve Rumeli Beylerbeyliği olmak üzere ikiye ayrılmış, liva ve sancaklarda Beylerbeyine bağlanmıştı. II. Mehmet dönemine kadar Anadolu Beylerbeyliği'nin merkezi Ankara idi. II. Mehmet bu merkezi Kütahya'ya nakletti. Anadolu Beylerbeyliğine bağlı sancaklar Aydın, Saruhan, Menteşe, Bursa, Kastamonu, Muğla, Bolu, Ankara, Çankırı, Afyon, Antalya, Isparta, Sultanönü ve Balıkesir idi. Manisa...

Osmanlı Asırlarında Manisa Ekonomisi

Osmanlı ekonomisinin temelini tarım oluşturuyor, halkın büyük bir kısmı da bu alanda çalışıyordu. Bu gün olduğu gibi Osmanlılar zamanında da Manisa tarım için elverişli toprak ve iklim şartlarına sahipti. Tımar, has ve vakıf topraklan ile özel araziler işlenir, buralarda buğday, börülce, mercimek, nohut, arpa, mısır, burçak, çavdar, kuru soğan, yulaf, susam, pamuk, pirinç, üzüm ve çeşitli meyveler yetiştirilirdi. Manisa ovasında M.Ö....