Çıkış / Exit

İşleminiz Yapılıyor.
 
 
 
 
 
 
 
 
English

Sözlükte, kızgın yerde yalınayak dolaşıp yanmak ile yer yüzünü tozlardan, kirlerden temizleyen yaz sonu yağmurları anlamlarını taşıyan ramazan kelimesi, Müslümanların gündüzlerini yememek, içmemek ve bütün bedeni isteklerden uzak kalarak ibadet ettikleri yani oruç tuttukları aya ad olmuştur. Ramazanda oruç tutan Müslüman açlık ve susuzluğun verdiği ızdıraba sadece Allah rızası için tahammül ederek beşeri arzularını, ihtiraslarını yakıp kül eder. Böylece gönlünü kirlerden arındırıp tertemiz yapar.

Ramazan Hazırlığı: Onbir ayın sultanı şerefine yakışan şekilde toplar, davullar ve manilerle karşılanmadan çok önce hazırlığı başlar: Üçayların başlaması (Recep, Şaban, Ramazan) Manisa’da elle tutulur, gözle görülür gibi hissedilir. Şehre manevi bir hava gelir. Devamlı içki içenler bile bu ayda onu ağızlarına almazlar. Üçaylar orucu tutulmaya başlanır. Beş vaktin dışında nafile namazları kılınır. Genellikle kadınlar da toplanıp “üç aylar tespihine” devam ederler. Yoksullar araştırılıp yardım edilir, yetimler giydirilir. İbadet ve yardımlaşma üçaylarda Manisa’da çok yaygındır. Özellikle ramazanda zekat ve fıtır (fitre) sadakası dışında da fakirlere çokça yardım edilmeye çalışılır. Zenginler yardım edecek yoksul araştırırlar; çünkü “zenginin malının vebali vardır. Eğer fakire az yardım yapılmışsa, dağıtılmayan mal kıyamet günü sahibinin boynuna kızgın bir yılan gibi dolanacaktır” inancı hakimdir. Üçayları tutmayanlar ise ramazandan bir gün, üç gün, bir hafta öncesinden hatta Berat Kandili’nden itibaren başlayarak oruç tutarlar. Buna “karşılama orucu “denir. Evlerde temizlik yapılır. Tahtalar fırçalanır, camlar silinir, çamaşır yıkanır ve ütülenir, bütün eşyanın en yenisi seçilir. Bakırlar kalaya gider. Kilerler elden geçer, sahurluklar ve iftarlıklar düzene girer. Bunun için eskiden koyunlar kesilir; yufka, erişte ve kuskus yapılır; reçeller, hoşaflıklar ve şerbetler hazırlanırdı. Gül şerbeti, fesleğen şerbeti, en çok sevilenler arasındaydı. Gül veya fesleğen yaprakları şişelere doldurulur. Üzerine limon tozu konup güneşe bırakılır. Yapraklar bunun içinde erir. Sonra bu, şekerlendirilmiş soğuk suyla karıştırılarak içilirdi. Yine eskiden zenginler pirinç, un, yağ ve şeker gibi ana besin maddelerini; en az üç böreklik yufka ile taze bezdirmeyi yoksullara dağıtırlardı. Ayrıca zengin-fakir herkese en az üçer kiloluk torbalarda hoşaflık kuru üzümü hediye olarak gönderirlerdi.

Ramazan İlanı: Ramazanın girdiği bir gün öncesi ikindi ezanı ile birlikte Kale’den atılan üç topla Manisalılara duyurulur. Herkes birbirini tebrik ederken (buna “ramazan mübarekesi” denilir) davulcu da ramazan boyu sakinlerini sahurda uyandıracağı semti dolaşıp davulunu çalar ve;

Ramazan geldi dayandı
Camiler nura boyandı

Top atıldı kandil yandı
Kalbimiz ona inandı

manisini söyleyerek ramazanın geldiğini müjdeler. Karşılığında da bahşişler verilir. Çocuklar da arkasında;

Ramazan geldi hoş geldi
Baklava tepsisi boş geldi

diyerek coşkuyla koşuşturup dururlar.

İftar Sofrası: Gerçek oruç, Allah’ın karşısında tan atışından gün batışına kadar süren bir kıyamdır. İftar sofralarında, akşam ezanının okunmasıyla dudaklara öpülürcesine götürülen bir yudum su ise bu kıyamın selamıdır. Ailenin büyük erkeği genellikle orucunu camide açar. Giderken zeytin, hurma, ramazan pidesi, börek götürülür. Bunları mahalleli de gönderir. Ezan ile birlikte oruç açılır sonra akşam namazı kılınır. Büyüğün camide olduğu evde ise herkes orucunu su, zeytin, hurma veya tuzla açar, namaz kılar ve onu beklerler. Gelince hep beraber sofraya oturulur. İftar sofrasında yemeğe çorbadan (özellikle tarhana) başlanır. Bu adettir. Aileler arasında iftara davet de bir gelenektir. Önce büyük olan çağırır ve gidilir. Sonra sırayla ramazan sonuna kadar devam edilir. Eğer davetliler arasında yeni gelin varsa sofrada mutlaka “gelin helvası” bulundurulur. Gelin helvası, su, un, yağ, yumurta ile hazırlanmış hamurdan yapılıp tepsiye dizilir ve fırına verilir. Pişince şurubu dökülür. Üzerleri şerbet boyası ile kırmızıya boyanmış bu tatlı sadece ramazanda yeni gelinin bulunduğu iftarda yenmek üzere yapılır. Yoz veya içli ramazan pidesi de bunun gibi yalnız ramazana mahsus yiyecektir. Eskiden mukabele okumak için gelen ve cami odasında kalan ramazan hafızları vardı. Bunlara mahalle veya sokak mensupları sıra ile iftar ve sahur sofrası götürürdü. Tatlısından tuzlusuna kadar hazırlanan yiyecekler kalaylı bakır kaplara konur., büyük bir sini bunlarla, ayrıca dağdan getirilmiş karla soğutulmuş şerbet ve yayla suları ile donatılıp cami odasına bırakılırdı. Yine eskiden konakların kapıları iftar zamanı ardına kadar açık bırakılır, dileyen herkes iftar sofrasına otururdu. Nişanlılık devresi ramazana rastlamışsa, onbeşinci günü oğlan evi içli pide (peynirli) ve helva yaptırarak kız evine gönderir. İftara çok yakınlarıyla beraber giderler sahura kadar oturulur. Kız evine hazırlanan sahur yemeği yenip kahveler içildikten sonra kalkılır. Manisa’da sahurda genellikle tereyağlı pilav, börek, hoşaf ve zerde yenir.

Teravih: Yatsı ezanı okununca ramazana mahsus ve sünnet olan teravih namazını kılmak için camiye koşulur. Yaşlılar genellikle yakın, belli bir camiyi veya “hatimli”yi tercih ederken gençler arkadaş grupları oluşturarak her teravihi ayrı bir camide kılmaya çalışırlar. “Camiye giderken her attığın adıma sevap yazılacaktır” inancıyla uzak camiler dolaşılır. Teravihten çıkılınca kahvehanelere gidilir. Sohbet edilerek sahura kadar oturulur. Bu arada da çaylar, kahveler ve nargileler içilir.

Bayramlar: Bayram, bir cemiyetin topluca sevinç ve neşe içinde kutladığı gün demektir. Kaşgarlı Mahmud, Divan-ı Lügat’it-Türk’de, Türk-İslam boylarının hepsinde az çok telaffuz farkıyla söylenegelen bu kelimenin sevinç ve süs manasındaki “bazram’dan alındığını ifade etmektedir.

Arife Günü: İkindi vakti atılan üç topla bayram müjdesi alan Manisalının gönlünü bayram hazzı kaplar. Zaten bu ana kadar da bayram için gereken hazırlıklar genellikle tamamlanmıştır. Evlerin içi dışı temizlenmiş, bayram yemeğine kadar açılmayacak olan baklava yapılmış ve bayramlık elbiseler, ayakkabılar, dolaplara sıralanmıştır. Bayramlık için yeni almak adettir. Her şeyi tamam olsa veya gücü yeni almaya yetmese de çorap gibi ufak bir parça eşya bayramlık olarak mutlaka alınır ve bayram sabahı giyilir. İkindi namazından çıkan erkekler iki-üç demet mersin dalı alıp mezarlığa giderler. Yakınların mezarları otlardan temizlenir, sulanır sonra getirilen mersinlerin bir demeti başucuna diğerleri de üstüne serpiştirilir. Bayram namazından sonra tekrar ziyaret edilir. Ölünün kendini görmesi için ayakucunda durup Yasin, Fatiha okuyup dönülür. Kurban bayramı arifesinde “sin kurbanı” kesilir. Sin kurbanı, kurban kesme vazifesini sağken yerine getiremeyen için yedi sene boyunca kesilir. Eti yoksullara, dul ve yetimlere dağıtılır. Yakınları etinden yemezler. Ancak ölenin yetim veya öksüzü varsa o yiyebilir.

Bayram Günü ve Bayramlaşma : Bayram namazı kıldıktan sonra camiden çıkanlar evlere uğramadan kabristana giderek “geçmişlerini” ziyaret ederler ve ruhlarına Yasinler, Fatihalar gönderirler. Eve gelindiğinde küçükler “bayramın mübarek olsun” diyerek büyüklerin ellerini, büyükler de “nice bayramlara”, “Allah tekrarını göstersin” deyip onların gözlerini öperler. Böylece aile bayramlaşır. Ramazan bayramı ise sofraya oturulur, kurban bayramında da kurban kesildikten sonra bayram yemeği yenir.

Bayram Yemeği: Ramazan bayramında genellikle çorba, tavuklu pilav veya etli pilav (büryan) ile bayram tatlısı yenilir. Kurban bayramında da kesilen kurbanın kavurmasıyla kuyruk yağından yapılmış içine çam fıstığı konmuş irmik helvası yani “kuyruk helvası” sofraya gelir. Kurban sahibi bu arada hiçbir şey yemeyerek tuttuğu orucu kurbanın ciğeri ile açar.
Manisa’da dini bayramlar kadar kandiller de renkli bir şekilde kutlanır. Bunlardan Regaib Kandili Manisa’ya has bir tarzda kutlanır. Manisa’da büyüklerin “Namaz Gecesi”, çocukların “Çıtır Pıtır” gecesi ismini verdikleri Regaib Kandili geceleri “Fetih Hatırası” olarak kutlanmaktadır. Saruhan Bey’in Manisa’yı Bizanslılardan alması bu geceye böyle bir özellik kazandırmıştır. Akşam namazından çıkılınca silahlar, havai fişekler, maytaplar atılır; fener ve mumlar yakılır. Regaib Kandili’nden bir hafta kadar önce tüm şekercilerde susamlı, beyaz, sert helvalar satılmaya başlar. Bu helvaların aynalı olanları da vardır ki sadece nişanlı genç kızlar için yapılır. Bugün nişanlı kızlara renkli kağıtlardan yapılmış, süslü mum ve tepsilerle hediyeler götürülür. Tepsilerden birinde genç kız için muhtelif hediyeler vardır. İkinci tepsiye ise aynalı helva konur; üzerine sakız, yanına da çıtır pıtır, maytap yerleştirilir. Bu tepsiler kaynana, görümce ve yakınlardan oluşan bir grupla kız evine götürülür. Gece oğlan evi kız evine gider.Kandil tebrikinden sonra nişanlı kız ve oğlan çıtır pıtırları beraberce patlatırlar, helvalar yenilir. Kandil tepsisiyle gelen mum, kız tarafından saklanır. Bu mumlar kız ile oğlanın evlendiği yılın ilk Regaib Kandili’nde genç evliler tarafından beraberce yakılır.
 

Ramazan Gelenekleri

Sözlükte, kızgın yerde yalınayak dolaşıp yanmak ile yer yüzünü tozlardan, kirlerden temizleyen yaz sonu yağmurları anlamlarını taşıyan ramazan kelimesi, Müslümanların gündüzlerini yememek, içmemek ve bütün bedeni isteklerden uzak kalarak ibadet ettikleri yani oruç tuttukları aya ad olmuştur. Ramazanda oruç tutan Müslüman açlık ve susuzluğun verdiği ızdıraba sadece Allah rızası için tahammül ederek beşeri...